Bize Ulaşın
HMK Madde 119 dava dilekçesinin içeriği adlı makalemizle sizlerleyiz. HMK (Hukuk Muhakemeleri Kanunu) Madde 119, dava dilekçesinin içeriğini ve nasıl düzenlenmesi gerektiğini detaylandıran bir hükümdür. Bu madde, Türkiye’deki hukuk davalarında dava açma sürecini düzenler ve dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurları belirler.

HMK Madde 119 Gerekçesi
HMK’nin 119. maddesi, 1086 sayılı Kanunun 179. maddesindeki düzenlemeye karşılık gelmekte olup, dava dilekçesinde bulunması gereken unsurları daha geniş ve detaylı şekilde ele almıştır.
Dava dilekçesinde mahkemenin adının belirtilmesi, dilekçenin hangi görevli ve yetkili mahkemeye verildiğini açıkça ortaya koyar. Gerçek kişi olan davacı ve davalının ad, soyadı ve adres bilgileri, tüzel kişiler için ise tüzel kişinin türü, unvanı ve adresi dilekçede yer alacaktır.
Maddenin getirdiği bir yenilik olarak, davacının gerçek kişi ve Türk vatandaşı olması halinde Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numarası’nın dava dilekçesinde belirtilmesi zorunlu kılınmıştır. Ayrıca, malvarlığı haklarına ilişkin ve konusu para alacağı olmayan davalarda, harç miktarının belirlenebilmesi için dava konusunun değerinin dava dilekçesinde gösterilmesi zorunlu unsurlar arasına eklenmiştir.
“Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 198. madde ile tarafların, hangi delilin hangi olgunun ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmesi zorunluluğu getirilmiştir. Bu nedenle, davacının iddia ettiği her bir olgunun hangi delille ispat edileceğini dava dilekçesinde belirtmesi gerekmektedir. Bu düzenleme, davaların usul ekonomisi ilkesine uygun ve makul sürede sonuçlanmasını hedeflemektedir.
Dava dilekçesinde ayrıca tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin kimlik ve adres bilgilerinin bulunması, davanın konusu, davacının iddiasının dayandığı olgular, davanın hukuki sebepleri, açık bir istem sonucu ve davacının varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası gibi unsurların yer alması gerekmektedir. Bu, 1086 sayılı Kanunun ilgili düzenlemesi, yerleşik uygulama ve anlayışa uygun şekilde korunmuştur.
Cevap dilekçesi verme süresi 132. maddede düzenlendiğinden, davacının cevap süresini belirtme yetkisi kaldırılmış ve bu süre, dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar arasında sayılmamıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında, birinci fıkranın (b), (c), (ç), (ğ) ve (h) bentlerindeki hususlardan birinin veya birkaçının eksik olması halinde, mahkemenin davacıya eksiklikleri tamamlaması için kesin süre vereceği ve bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması durumunda davanın açılmamış sayılacağı hükme bağlanmıştır.
HMK 119 Madde
HMK MADDE 119 DAVA DİLEKÇESİNİN İÇERİĞİ
(1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:
a) Mahkemenin adı
b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri
c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası
ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri
d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri
e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri
f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği
g) Dayanılan hukuki sebepler
ğ) Açık bir şekilde talep sonucu
h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası
(2) Birinci fıkranın a, d, e, f ve g bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır.
6100 Sayılı HMK tam metni için tıklayınız.
HMK 119 (Dava Dilekçesinin İçeriği) Emsal Yargıtay Kararları
- Yargıtay 11. HD. 2013/5492 E., 2013/21835 K.
- Davalının adresinin bildirilmemesi – Gösterilen adreste davalının bulunmaması – HMK 119/2 – HMK 119 eksikliği
- HMK MADDE 119 DAVA DİLEKÇESİNİN İÇERİĞİ
Mahkemece, davacı tarafın verilen kesin süreye rağmen davalıların adreslerini bildirmemesi nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş ise de, varılan sonuç 6100 sayılı HMK 119. maddesi ile getirilen düzenlemeye uygun değildir. Dosya içeriğinden anlaşılacağı üzere, internet üzerinden ihlal yaptığı iddia edilen davalı H… haricindeki diğer davalıların adresi dava dilekçesinde bildirilmemiş olup bildirilen bu adrese çıkarılan tebligat da sonuçsuz kalmıştır. Yargılama aşamasında, mahkemece, internet servis sağlayıcılarına yazılan müzekkereler sonucunda da mahkemeye, bir kısım davalılar H… ve T… ile ilgili kayıtlı adres bilgilerinin bildirildiği gibi davaya konu bir kısım internet alan adlarına ait sunucu müşterisi bilgileri verilerek sunucu sahiplerinden dava konusu internet sitesi sahiplerine ait doğru ve güncel bilgilerin temin edilebileceği bildirilmiştir. Ancak mahkemece, davalı H…’nın bildirilen “…” şeklindeki yeni adresi yerine dava dilekçesinde bildirilen adrese tebligat çıkarılmaya devam edildiği gibi davalılardan T…’ın “…” olarak bildirilen adresine ise hiç tebligat çıkarılmadığı, ayrıca internet servis sağlayıcıları tarafından kiralık sunucu müşterisi bilgileri gönderilen sunucu sahiplerinden de dava konusu web sitesi sahiplerinin kimlik ve adres bilgilerinin sorulmadığı dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Davacı, davalının adresini dava dilekçesinde bildirmediği için kendisine verilen bir haftalık süre içerisinde de davalının adresini bulamadığı takdirde, dava açılmamış sayılmaz. Bu durumda mahkemece yapılan araştırmadan sonra gerekirse ilan yoluyla dava dilekçesinin tebliği gerekir. Bunun gibi tarafın gösterdiği adreste davalının bulunamaması halinde mahkemece davalının açık adresinin araştırılması gerekmektedir. (Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammed, Medeni Usul Hukuku, 14. Baskı, s. 503 vd.)
- Yargıtay 1. HD. 2013/17536 E., 2014/4221 K.
- Dava Dilekçesinde Belirtilen Adreste Davalılar Bulunmadığından Dava Dilekçesinin Tebliğ Edilemediği – Davalının Adı Soyadı ve Adresinin Dava Dilekçesinde Bulunması Zorunlu Unsurlardan Olduğu – HMK 119
- HMK MADDE 119 DAVA DİLEKÇESİNİN İÇERİĞİ
6100 sayılı HMK 119/1-b bendinde dava dilekçesinde davalının adresinin yazılması gerektiği belirtilmiştir. Aynı maddenin 2. fıkrasında ” Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde dava açılmamış sayılır.” hükmü bulunmaktadır. Buna göre dava dilekçesinde davalının adı, soyadı ve adresinin bulunmaması durumunda eksikliğin tamamlanması için davacı tarafa bir haftalık kesin süre verileceği ve bu sürede eksikliğin tamamlanmaması durumunda davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği belirtilmiştir.
Davacı, HMK 119/1 maddesi içeriğine göre dava dilekçesinde bulunması gerekli hususlardan olan davalıların adreslerini belirtmiştir. Ne var ki belirtilen bu adrese çıkarılan tebligat parçası “muhatap ismen tanınmıyor” açıklamasıyla iade edilmiştir. Yerel mahkemece, dava dilekçesinde hiç adres bildiriminde bulunulmamış gibi HMK 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacı tarafa kesin süre verilmiş olması doğru değildir. Aksine düşünce, gerek Tebligat Kanunun tebligata ilişkin ilgili hükümlerini (Teb.K. Md 10- 21- 25-28) gerekse Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğinin ilanen tebliğ ile ilgili 48 ve devamı maddelerini işlevsiz hale getirecektir.
Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme tarafından davalıların aile nüfus kayıt tabloları getirtilerek sağ iseler davalıların, ölmüş iseler mirasçılarının adresleri usulünce araştırılıp tespit edilerek bu adreslere tebligat yapılması, adreslerin tespit edilememesi durumunda ise 19/01/2011 günlü 27820 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6099 sayılı Tebligat Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 3. maddesiyle 7201 sayılı Kanun’un 10.maddesine 1. fıkradan sonra gelmek üzere eklenen “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adres olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmüne göre işlem yapılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
- Yargıtay 19. HD. 2012/14885 E., 2013/1040 K.
- Dava Şartı Eksikliği Sebebiyle Davanın Açılmamış Sayılması – HMK 119 – HMK 119/b-c-ç-ğ-h – HMK 119/2
Mahkeme davanın açılmamış sayılması hakkındaki kararını dört gerekçeye dayandırmıştır. Birincisi dava dilekçesinde HMK 119. maddesinin a, d, e, f, g bentlerindeki hususların dilekçenin kabulü için zorunlu unsurlar olduğu ve anılan eksikliklerin giderilmesi için süre tanınmasının dahi mümkün olmadığı, bu nedenle de HMK 119/2 hükmü uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğidir. Ne var ki HMK 119/2 hükmünde, aynı maddenin 1’inci fıkrasının a, d, e, f, g bentlerindeki eksiklikler nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Tam aksine a, d, e, f, g bentleri dışında kalan hallerde ve bir haftalık kesin süre içinde bu eksikliklerin tamamlanmaması durumunda davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği öngörülmüştür. Dava dilekçesindeki hangi eksikliklerin davanın açılmamış sayılmasına neden olacağını bu maddede düzenleyen kanun koyucunun, a, d, e, f, g bentlerindeki eksiklikleri davanın açılmamış sayılması nedeni olarak kabul etmesine yasa yapma tekniği açısından bir engel olmamasına rağmen bu konuda susması, yorum kuralları gereği olumsuz bir düzenleme şeklinde kabul edilmelidir. Aksi hal, kanunda öngörülmeyen bir yaptırımın içtihat yoluyla konulması anlamına gelir. Kaldı ki somut olay bakımından ise dava dilekçesinde HMK 119/1 hükmünün a, d, e, f, g bentlerindeki hususlar da yer almaktadır. Anılan hükmün a bendine göre, mahkemenin adı “Kadıköy Asliye Ticaret Mahkemesi Sayın Başkanlığı’na” şeklinde yazılmış; d bendine göre harca esas tutar 10.000. TL olarak gösterilmiş; e bendine göre vakıalar 7 bent halinde sıra numarası altında açıklanmış; f bendine göre vakıaları takip eden cümlelerde parantez içinde numarası belirtilerek deliller ekte gösterilmiş; g bendine göre hukuki sebepler İİK, BK, HUMK ve ilgili yasal mevzuat olarak yazılmıştır. Söz konusu hükümde önemli olan kanunda yazılı hususların şeklen dava dilekçesinde yer alması olup, henüz tensip aşamasında anılan hükümde belirtilen hususların yeterli olup olmadığı veya doğru olup olmadığı konusunda mahkemece bir yargıya varılması ve davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru değildir. Bu nedenle mahkemenin dava dilekçesinin HMK 119/1 a, d, e, f, g bentlerindeki hususların eksik olması nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar vermesi hem kanuna hem de dava dilekçesinin içeriğine aykırıdır.
- Yargıtay 3. HD. 2013/2030 E., 2013/3444 K.
- Dava Dilekçesinde Bulunan Eksiklikler – HMK 119 eksikliği – HMK 119/2
- HMK MADDE 119 DAVA DİLEKÇESİNİN İÇERİĞİ
HMK 119/2. madde metninde de; 1. fıkranın ( a ), ( d ), ( e ), ( f ) ve ( g ) bentleri dışında kalan hususların eksik olması halinde, hakimin davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre vereceği, bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılacağı hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince a, d, e, f ve g bentlerinin eksikliği durumunda madde metninde belirtilen söz konusu işlemlerin yapılmasına gerek yoktur.
Somut olayda mahkemece, yukarda belirtilen ilke ve kurallar göz ardı edilerek HMK 119/1-g maddesinde belirtilen eksiklik nedeni ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olması HMK’nun 33 ve 119. maddelerine aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/43240 Karar : 2018/7752 Tarih : 5.07.2018
- HMK MADDE 119 DAVA DİLEKÇESİNİN İÇERİĞİ
Davacı, davalılar ile imzalanan 15.12.2005 tarihli sözleşme ile davalılardan daire satın aldığını, 40.000 USD peşin ödediğini ve bakiyesinin banka kredisi ile ödenmesinin kararlaştırıldığını, davalıların sonradan projenin mevcut hali ile yapı ruhsatı alınamadığı için yapı ruhsatı alacak şekle göre yeniden düzenlendiği ve dairenin metrekaresinin arttırıldığı gerekçesi ile 35.000 USD fark istediklerini, bunun üzerine ek bir sözleşme yapılarak bu hususların düzenlendiğini, satış bedelinin davalılara tamamen ödenmesine rağmen sözleşme uyarınca dairenin 31.12.2007 tarihinde teslimi gerekirken inşaatın tamamlanamadığını ve teslim edilemediğini, ek sözleşme ile dairenin 40 metrekare daha büyük olacağı taahhüt edilmesine karşın ancak 16 metrekare büyüme yapıldığını, ayrıca bina dışı donanımda ve dairede eksiklikler bulunduğunu ileri sürerek ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile eksik ve ayıplı işler nedeni ile ayıp oranında indirim tutarının ihtar tarihinden işleyecek en yüksek faiziyle ve 31/12/2007 tarihinden itibaren dava tarihine kadar hesaplanacak kira alacağının uygulanacak en yüksek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
davalılar, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren değişken yasal faiz oranı uygulanmak sureti ile hesaplanacak işlemiş faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, fazlaya yönelik istemin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Davacı eldeki dava ile davalılardan satın aldığı dairenin ayıplı ve geç teslim edildiğini ileri sürerek ayıp oranında bedelde indirim ve kira tazminatı talep etmiştir. davalılar davanın reddini dilemiş; Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki; dava dilekçesinde dava değeri 10.000,00 TL olarak gösterilmesine rağmen ne kadarının kira tazminatı ne kadarının ayıp oranında bedel indirimi karşılığı olarak istenildiği gösterilmediği gibi mahkemece, davacıya bu yönde bir açıklama da yaptırılmamıştır. HMK’nın 26/1. maddesinde “Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” ve yine Hakimin davayı aydınlatma ödevi başlıklı HMK’nın 31/1. maddesinde “Hakim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.” düzenlemesi mevcuttur. HMK 119/ğ. maddesinde de talep sonucunun açık bir şekilde yazılması gerektiğine değinilmiştir. Söz konusu düzenlemelere göre, hakim tarafından öncelikle davacının talep sonucu açıklattırılmalıdır. Mahkemece, 10.000,00 TL’lik dava değerinin hangi talep için ne miktarda olduğu açıklatılmaksızın hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Ayrıca 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun 297. maddesinde hüküm fıkrasında nelerin yer alacağı açıklanmış; 297. maddenin 2. fıkrası ile “Hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmü getirilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı kira tazminatı ve ayıp oranında bedel indirimi talep etmiş, bilahare talebini 39.242,00 TL olarak ıslah etmiştir. Mahkemece, gerekçe kısmında davacının kira tazminatının reddine, davacının mahkemece tayin edilen 2 haftalık kesin süreden sonra ıslah dilekçesi sunduğundan ıslah işlemi yapma hakkının ortadan kalktığı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden ve istemle bağlı kalınarak 10.000,00 TL maddi tazminatın faizi ile davalılardan müteselsilen davalılardan tahsiline karar verildiği belirtilmesine rağmen hüküm fıkrasında davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL maddi tazminatın faizi ile davalardan müteselsilen tahsiline, davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine karar verilerek gerekçe ile hüküm fırkası arasında çelişki oluşturulmuştur. Mahkemece, açıklanan yasal düzenleme gözetilmeyerek gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
3-Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1 ve 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, 3 nolu bentte açıklanan nedenlerle tarafların temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 170,78 TL harcın istek halinde davalı … Tekstil San. Tic. Ltd. Şti’ne, 171,00 TL harcın davalı … … Teks. Tic. Ltd. Şti’ne, 170,78 TL harcın davalı …-…Teşebbüsü’ne, 171,00 TL harcın davalı … İnş. Yat. San. Tic. A.Ş.’ye iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/21429 Karar : 2018/8523 Tarih : 4.07.2018
- HMK MADDE 119 DAVA DİLEKÇESİNİN İÇERİĞİ
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı erkeğin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 119/1-e maddesi uyarınca davacı, dava dilekçesinde davanın dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında ve açık özetleriyle birlikte, davalı da aynı Kanunun 129/1-d maddesi gereğince savunmasının dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında ve açık özetleriyle birlikte cevap dilekçesinde göstermek zorundadırlar. Bunlar, dava ve cevap dilekçelerindeki talep sonucunun dayanağı olan ve bu talep sonucunu haklı göstermeye yarayan vakıalardır. Ön inceleme aşaması tamamlanıncaya kadar usulüne uygun biçimde bildirilen vakıaların doğru olduğu yargılama sırasında ispat edilirse, tarafların talep sonuçları da bu duruma göre kabul veya reddedilecektir. Kanunda öngörülmüş istisnalar dışında hakim, iki tarafın birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz (HMK m.25/1). Mahkemece ancak tarafların dilekçelerinde dayandıkları vakıalar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılabilir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 184. maddesinde “Boşanmada yargılama usulü” ayrıca düzenlenmiş; anılan maddenin ilk fıkrasında “Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tabidir” hükmüne yer verilerek, maddede sayılan istisnalar dışında, boşanma davalarının genel yargılama usulüne tabi olduğu belirtilmiştir. Boşanmada genel yargılama usulünün uygulanmasına ayrık olan kurallar ve uygulanması gereken özel usuller Türk Medeni Kanunu’nun 184. maddesinde sınırlı olarak belirtilmiş olmasına karşın; bu sınırlamalar ve istisnalar dışında, tarafların dayanmadığı vakıaların değerlendirmede esas alınacağına dair özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Somut olayda, mahkemece, gerekçeli kararda davalı erkeğe yüklenen sadakatsizlik vakıasına davacı kadın dava dilekçesinde ve cevaba cevap dilekçesinde dayanmamıştır. Mahkemece, usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen ve dayanılmayan vakalar davalı erkeğe kusur olarak yüklenemez. Gerçekleşen olaylara göre davalı erkeğin birlik görevlerini yerine getirmediği ve yerine getirmekten kaçındığı ispatlanmış olup, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkek tamamen kusurludur. Ne var ki salt evlilik birliğinden kaynaklanan görevlerini yerine getirmeme ve bu görevlerden kaçınma kişilik haklarına saldırı teşkil etmez. Türk Medeni Kanunun 174/2. maddesi koşulları davacı kadın lehine gerçekleşmemiştir. O halde davacı kadının manevi tazminat isteğinin reddine karar verilecek yerde yazılı şekilde isteğin kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 04.07.2018(Çrş.)
YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/17088 Karar : 2017/5289 Tarih : 12.06.2017
- HMK 119. Madde Dava Dilekçesinin İçeriği
Davacı 23.11.2011 havale tarihli dilekçesi ile davacıların murislerinin 1934 tarih ve 2510 sayılı iskan tapusuna istinaden … ilçesi … mevki Cilt 31 Sayfa 75 ve 76’da kayıtlı iki taşınmazın maliki olduklarını, murislerden …`un … Asliye Hukuk Mahkemesinin 1964/433 Esas sayılı dosyasında 1954 tarih ve 40 ve 41 sıra sayılı tapuları kapsayan taşınmazların … sayılan yerlerden olmadığı iddiasıyla dava açtığını, mahkemece davanın kabulüne karar verildiğini ancak hükmün Yargıtay 1. Hukuk Dairesince diğer murisin muvafakatının alınmadığı gereğine değinilerek bozulduğunu belirterek taşınmazların yeni ada ve parsel numaralarının tespiti ile Sarıyer Asliye Hukuk Makemesince karar verildiği üzere taşınmazların … sayılmayan yerleden olduğunun tespiti ile davacılar adına tapuya tescilini talep etmiş, mahkemece davacı vekiline dava konusu taşınmazların ada, pafta ve parsel bilgilerinin tespit edilerek bildirilmesi için süre verildiği ve davacı vekilinin verilen kesin süreye rağmen taşınmazların ada, pafta ve parsel numaralarının dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle ispat edilmeyen davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, … kadastrosuna itiraza ve tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 1938 yılında 3116 sayılı Kanun gereğince … kadastrosu yapılmış, 03/03/1938 tarihinde ilan edilerek kesinleşmiştir.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve davacı vekilinin verilen kesin süre içerisinde davanın konusunu oluşturan taşınmazın tespite yarayacak ada, pafta ve parsel numaralarını bildirmemesi şeklindeki eylemin 6100 sayılı Kanunun 119/1-d maddesine aykırılık teşkil ettiğinin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, dava dilekçesinin kapsamını belirleyen HMK’nun 119/1-d bendinde; “davanın konusu ve mal varlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değerinin” dava dilekçesinde gösterilmesi zorunludur. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, birinci fıkranın a, d, e, f ve g bentleri dışında kalan hususların eksik olması halinde, hakim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir denilmiştir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılır, amir hükmü yer almaktadır. Görüldüğü gibi, HMK`nun 119/1-d bendi süre verilmesi gereken bentler kapsamı dışında bırakılmıştır. Aynı maddenin b, c, ç, ğ ve h bentlerinde birinin ve bir kaçının eksik olması halinde, aynı maddenin 2 madde ve fıkrası uyarınca süre verilmesi hüküm altına alınmıştır.
492 sayılı Harçlar Kanunun 16/3. maddesine göre; “değer tayini mümkün olan hallerde dava dilekçelerinde değer gösterilmesi mecburidir. Gösterilmemiş ise davacıya tespit ettirilir. Tespitten kaçınma halinde dava dilekçesi muameleye konmaz.” Her ne kadar anılan maddenin 3. fıkrasında dava dilekçesi muameleye konulmaz denilmekte ise de, dava dilekçesi verilmek, esas defterine kaydedilmek ve bundan ayrı harca tabi ise harcını yatırmak suretiyle muameleye konulduğu konusunda bir duraksama olmamalıdır. Yani dava dilekçesi verilip kayıt numarası alındıktan sonra işleme konulmadığından söz edilemez. Bu nedenle, bu hükmün dava dilekçesinin reddi şeklinde yorumlanması ve bu biçimde anlaşılması gerekmektedir.
Mahkemece, her ne kadar davanın reddine karar verilmiş ise de, bu husus HMK’nın 370/2. maddesi uyarınca yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün 1 nolu bendinde yer alan “davanın reddine” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkartılmasına, bunun yerine “HMK`nın 119/1 -d bendi ile 492 sayılı Harçlar Kanunun 16/3. fıkrası gereğince dava dilekçesinin reddine” ibaresinin yazılmasına ve hükmün 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi atfıyla HUMK’nın 438/7. maddesine göre düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 12/06/2017 günü oy birliği ile karar verildi.
YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/883 Karar : 2017/2532 Tarih : 30.03.2017
- HMK 119. Madde
- Dava Dilekçesinin İçeriği
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.03.2017 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
… İli, … İlçesi, … Mahallesi, 2471 Ada, 20 nolu Parselde paydaşlardan … payını 01.04.2011 tarihinde …`a satmış, davacılar … 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde önalım hakkına dayalı tapu iptal ve tescil davası açmışlardır.
Mahkemece, tensip tutanağının 14. maddesi gereğince hangi davacı için kaç pay istenildiğinin açıklanması için verilen bir haftalık sürede bir açıklama yapılmadığı gerekçesiyle davanın Hukuk Muhakemeleri Kanununun 119/1-ğ ve 119/2 maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Davacılar bu kez … 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları dava ile önalım hakkı nedeniyle satışa konu payın adlarına tescilini talep etmişlerdir
… İli, … İlçesi, … Mahallesi, 2471 Ada, 20 nolu Parselde paydaşlardan … payını 01.04.2011 tarihinde …`a satmış, davacılar yasada belirtilen süre içerisinde … 4.Asliye Hukuk Mahkemesinde önalım hakkına dayalı tapu iptal ve tescil davası açmışlardır. Mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğinden, davacılar bu kez … 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları dava da Türk Medeni Kanununun 733/4 maddesinde belirtilen üç aylık hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava veya def`i; mahkemenin yetkili veya görevli olmaması veya düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması ya da vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olupta, o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir. (TBK m.158)
Davacılar, … 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/125 Esas sayılı kararın kesinleştiği 10.09.2013 tarihinden sonra altmış günlük süre içerisinde 04.11.2013 tarihinde bu davayı açtıklarından Borçlar Kanununun 158. maddesi gereğince davanın süresi içerisinde açıldığının kabul edilmesi gerekir ( HGK 17.2.1954, 1/16-18 ).
Mahkemenin, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş olması isabetsiz olup, dairemizin bozma kararı doğrudur. Sayın çoğunluğun onama kararına katılamamaktayım.
YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/1704 Karar : 2017/710 Tarih : 8.03.2017
- HMK 119. Madde
- Dava Dilekçesinin İçeriği
Kendisine asaleten diğer davacıya vekaleten davacı vekili, sahibi bulundukları gayrimenkulün tapu kaydındaki arsa payı karşılığı inşaat yapım ve taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri nedeniyle varolan şerhin kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket ve Tapu Müdürlüğü vekilleri, davanın reddini talep etmişlerdir.
Mahkemece davanın açılmamış sayılmasına dair verilen kararın taraflar vekillerince temyizi sonucu Dairemiz’in 12.06.2013 tarih ve 2013/2533 E., 3995 K. sayılı ilamıyla, ‘’ HMK’nın 119. maddesi uyarınca karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu ve diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığı’’ gerekçesiyle karar bozulmuştur. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, deliller ve tüm dosya kapsamından; arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine ilişkin şerhin tapu kaydındaki süresinin yasal olarak beş yıl olduğu, bu süreden sonra şerhin re’sen tapu müdürlüğünce silinmesi gerektiği, diğer davalı yararına konulan şerhin taraflar arasındaki sözleşmenin feshi nedeniyle artık hukuki geçerliliğinin kalmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile tapu kaydındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine ilişkin şerhin kaldırılmasına karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı … Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Davalılardan Tapu ve Kadastro Müdürlüğü’nün temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece, davalı … ve Kadastro Müdürlüğü yasal hasım konumunda olduğundan aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerekirken mahkemece yanılgılı değerlendirme ile davalı … ve Kadastro Müdürlüğü aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmiş olması doğru olmamış, kararın bu davalı yararına bozulması gerekmiş ise de, yapılan yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılamaya gereksinim göstermediğinden, HUMK’nın 438/7. madde uyarınca kararın, aşağıda yazılı olduğu şekilde düzeltilerek onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenle, davalı … Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) no’lu bentte açıklanan nedenle, davalı … ve Kadastro Müdürlüğü vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın “HÜKÜM” bölümünün 3. satırında yer alan “….A.A.Ü.T. göre hesaplanan 1.500,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine,” bölümünündeki ‘‘davalılar’’ kelimesinin çıkartılarak yerine “davalı şirketten” kelime grubunun eklenmesine ve yine hüküm bölümün 4. satırındaki ‘‘Davacılar tarafından yapılan toplam 68,00 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine’’ cümlesindeki ‘‘davalılar’’ kelimesinin çıkartılarak yerine ‘‘davalı şirketten’’ kelime grubunun eklenmesine ve hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalı … Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş.’den alınmasına, davalı … Müdürlüğü’nden alınan harcın istek halinde iadesine, 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı … ve Kadastro Müdürlüğü’ne, davalı … Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş.’den alınarak davacıya verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/10177 Karar : 2017/2755 Tarih : 2.03.2017
- HMK 119. Madde
- Dava Dilekçesinin İçeriği
Davacı … vekili, dava dilekçesinde belirtilen taşınmazlar nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi ile tapu iptal-tescil, olmadığı takdirde alacak isteğinde bulunmuştr.
Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının davasının kesin sürenin sonuçlarına uymamazlık nedeni ile reddine karar verilmesi üzerine; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, 17.02.2014 tarihli yargılama oturumunda davacı tarafa HMK 119/1-ğ maddesi gereğince davaya konu her bir taşınmaz için ayrı ayrı; hangi taşınmazdan hangi hukuki nedene dayalı olarak (katkı payı, katılma alacağı, değer artış payı v.s) ve ne miktarda alacak talep edildiğini açıklamak üzere bir haftalık kesin süre verilmesine, açıklama yapılmadığı takdirde HMK 119/2-son cümlesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına, (ihtarın tutanağın tebliği ile birlikte yapılmış sayılmasına) karar verilmiş, bir sonraki 24.04.2014 tarihli yargılama oturumunda davacı tarafa yapılan tebligatın yanlış adrese gönderildiği anlaşıldığından önceki 17.02.2014 tarihli inceleme tutanağındaki 3 nolu ara kararının sonuçlarından vazgeçilmesine, davacı tarafa aynı ara kararı doğrultusunda beyanda bulunmak üzere bir haftalık kesin süre verilmesine (kesin sürenin sonuçları ihtar edildi ) karar verilmiştir. 22.04.2009 tarihinde TBMM’de kabul edilen 5892 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 1 Mayıs gününün resmi tatil olduğu kabul edilmiştir. Mahkemece 24.04.2014 tarihli yargılama oturumunda verilen bir haftalık kesin sürenin son günün 01.05.2014 tarihi olduğu anlaşılmaktadır. Davacı vekili tarafından uyaptan e-imzalı olarak gönderilen açıklama dilekçesinin tatil sonrası mesai günü olan 02.05.2014 tarihinde mahkeme tarafından havale edildiği anlaşıldığına göre davacı tarafından sürelere uyulmadığı ve sürenin kaçırılmasından sonra açıklama dilekçesi verildiği hususu dosya kapsamı ve yukarıda yazılı kanuna göre yerinde görülmediğinden mahkemece kesin sürenin sonuçlarına uymamazlık nedeni ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 02.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Ücretli danışmanlık veya avukatlık hizmeti almak için Giyici Hukuk Bürosu ile iletişim kurabilirsiniz.
Avukat Gökhan GİYİCİ
GİYİCİ HUKUK & DANIŞMANLIK BÜROSU
